Taşındık ...!!!

Acemilik dönemini burada kendimce geçirdim.Yeni umutlara hayallere yelken açmak isteğim beni yeni bir adrese yönlendirdi.Yeni yerimde de beni ziyaret ederseniz sevinirim.



 



Şikayetim Var ?

wroten by F1R3


6 Aralık  tarihinde   Pazarlama-ca Blogunda   GSM operatörleri,Beyaz Eşya Markaları ve Yazıcı Markaları  müşterilerinin www.sikayetvar.com girdikleri şikayet sayılarını gösteren bir yazı okumuştum.Bu yazıda orantısal karşılaştırılmalara yervermeden şikayet sayıları üzerinde durulmuştu.Örneğin GSM operatörlerine yönlendirilen şikayetler sadece bu sitede hatrı sayılır bir sayıya ulaşmış gözüküyor.

 

GSM Operatörleri ve şikayet sayıları.(2006)

Turkcell:1730
Avea: 1464
Telsim: 971
 

 

Bu yazıdan sonra bir başka Blogger (Blogcu) arkadaşımız bu yazının üzerine GSM operatörlerinin kullanım oranlarıyla ilgili bir yazı yazmıştı.Yazıyı da şikayet oranları ile toplam kullanıcı sayısı arasında bir bağ oluşturularak bir ölcek hazırlanmıştı.Turkcell‘e göre cep telefonu pazarında Avea 7.5 milyon, Telsim 12 milyon; lider Turkcell ise 30.8 milyon aboneye sahip.Yuvarlak bir hesapla 50 milyon cep telefonu kullanıcısı var.Buna göre basit bir ölceklendirme yaparsak:1 Turkcell Müşterisi Şikayeti  karşısında eğer kullanıcı sayısını eşitleyip oranlarsak buna karşı ~2.5  Telsim şikayeti ve ~ 4  Avea Şikayeti oluşmaktadır.Bu hesap da GSM Operatörlerininin Servis Kalitesini,Müşteri Memnuniyetini kabaca değerlendirmek için bize olanak sağlıyor.


 


Tam da bu noktada benim bu yazıları okuduğum zaman yazmak istediğim “şey” oluşmaya başladı.Günümüz “Pazarlama Modelleri” artık tamamen müşteriler üzerine kurulmuştur.Artık üretilen malların pazarlanması,satışı eskisi gibi kolay olmamaktadır.Elinizdeki müşteri hiç beklemediğiniz bir anda sizi terkedebilir yaptığınız hatayı bile anlamadan büyük kayıplar yaşayabilirsiniz.Elinizdeki hazır bir müşteriyi elde tutma maliyeti yeni bir müşteri kazanmayla kıyaslanmıyacak kadar azdır.Bazı kaynaklara göre yeni bir alıcı kazanmak ve bunu sadık bir müşteriniz yapmak elinizdeki müşteriyi elde tutma maliyetinin 10 katına kadar çıkmaktadır.Müşterinin artık istekde bulunması,şikayetini size iletmesi gerekmez.Müşteriler artık size karşı eskisinden daha fazla duyarsız marka sadakati daha az yada daha bilinçli.Müşteriyi elinizde tutmak için eskiye göre daha etkin metotlar bulmalı ve elinize geçen her fırsatta “ sizin istediğiniz ortamda değil,müşterinin istediği her fırsatta ondan bilgi koparmayı başaracağınıza inandığınız her zaman” müşterilerinizi bulup onları tatmin etmenin ötesine geçip memnun etmelisiniz.Satıcıların ürünü ürettiği ve kolaca satabildiği devirler çok geride kaldı.Gelişen teknoloji ve rekabet hiçbir zaman hayal edilemiyecek bir noktada artık.Yenilik olarak sunduğunuz bir ürünün / hizmetin geçerliliği eskisi kadar uzun değil.Sizin başınızda attığınız adımları takip eden ve çok geçmeden sizin gibi adımlar atmayı başarabilen birçok agressiv satıcı var.Ve en önemlisi arz talep dengesi hiç olmadığı kadar dengesiz.

 

Sizi terkedebilecek müşteriler giderken “bye” demez ansızın gider,farkedemezsiniz.Bunun içindir ki son zamanlarda CRM konzepti gelişmiş,şirketlerin müşteri bilgilerinin daha özenli analiz edilmesi orataya konmuş  bunun şirketlerin felsefesine işlenmesi gerektiği savunulmuştur.iletişimin bukadar kolay ve aynı zamanda zor olduğu bilgi çağında sizi dinleyebilecek,sizin hizmetlerinizi değerlendirebilecek müşteriler bulmak oldukca zordur.Her yıl büyük şirketler hatrı sayılır paraları müşteri memnuniyetini ölçmek,arttırmak için harcamaktadırlar. Günümüzün müşterileri artık markaya karşı daha  bilinçli olduklarını söylemiştim.Aslında hayata karşı bir bilinçlenme sözkonusu.İnsanlar tepkilerini artık susarak değilde interaktif bir şekilde gösteriyorlar.Ağızdan ağıza iyi yada kötü etkinin yayılması artık an meselesi.Forumlarda,web sitelerinde,Bloglarda,Mail gruplarında kısacası her ortamda hızlı bir şekilde yayılıyor.Kısacası internetin yaşamamıza girmesinden dolayı “Artık hiç bir şey eskisi gibi değil”.Sizcede öyle değilmi?

 

2006 yılı GSM Operatörlerine www.sikayetvar.com da yönlendirilen şikayetler ve çözülen şikayetler aşağıdaki gibidir  :


Image Hosted by ImageShack.us


Aynı sitenin yaptığı sorun çözme başarılarına göre :


 

 

TIME "Person of the Year" ?

wroten by F1R3



 


Daha iyi  bir portre okumak isteyenlere : “Fikir Atölyesi”


Carpuzz ?

wroten by F1R3



Bir bu eksikti...Neden mi bahsediyorum “Carpuzz” dan.Bu bizim bildiğimiz sıcak yaz günlerinde içimizi serinleten karpuz değil.İnsanımız boş durmuyor ve hertürlü fikri hayata geçirmek için fırsat kolluyor olacak ki bununla da karşılaştık.Bu fikri ilk olarak yanlış hatırlamıyorsam Seth Godin’in bir kitabında okumuştum.O zamanda gayet mantıklı gelmişti Avrupa ve Amerikada uygulandığını düşündüğüm bu uygulamanın ülkemize kısa zamanda geleceğini sanmıyordum.Ancak girişimciliğin yeri zamanı olmadığını unutmuşum.

“Carpuzz”istanbulda sayısız olan “ Rent a Car” tarzı hizmet veren bir şirket.Onları diğerlerinden ayıran en büyük özelliği sunduğu hizmetlerinin ucuzluğu ve iş yapma anlayışlarındaki farklılık.Olay kısaca şöyle.Siz bellli şartlar altında günlüğü 8-39 YTL arası değişen fiyatlarla günlük araba kiralıyorsunuz.Şirket ise arabalara çeşitli firmalardan reklam alıyor.Böylece hem şirket hem siz kazanç elde ediyor.Siz arabalara abartı para ödemeden tertemiz bir arabayı günü birlik kiralama imkanına sahipken diğer tarafdan şirket hem sizden hemde arabaların üzerine aldığı reklamlardan para kazanıyor.Böylece daha çok müşteriye abartı fiyatlardan hitap etmesede elde ettiği kazanç diğer şirketlere göre katlanıyor.Güzel fikir değilmi ?

 



Bakın “Carpuzz” kendini nasıl tanımlıyor :

Markalar reklamları için yeni yeni fikirler üretirken akıllarına otobüsleri, şirket arabalarını giydirmek gelmiş ve bu fikir ilk Avrupa�da uygulanmaya başlanmış. Hatta bu işi ileri götürenler kendi araçlarına � Bisikletlerine bile reklam almışlar.

Carpuzz Türkiye de bir ilki başlatıyor.İlk etapta bir grup otomobile, tanınmış markaların reklamını alıyor ve otomobili çok düşük bir bedelle kiralıyor. Böylece siz İstanbul caddelerinde gün boyunca gezip tozuyorsunuz, reklamda bol bol herkeze kendini gösteriyor.

Amacımız hepinize süper neşeli ve yeni bir otomobili KULLANDIRIRKEN, İstanbul ve İstanbullularla buluşmak isteyen markalara da Türkiye'de bir ilki sunabilmek.


Aklınızda Bulunsun :

*Günlük kiralama fiyatları, araç modeli ve doluluk oranına göre 8 YTL - 39.90 YTL arasında değişmektedir

*Bizimle görüşmeye gelirken nüfus kağıdını, ehliyetini, rezervasyonu yaptığın kredi kartını getirmeyi unutma. Gelemediğin durumda rezervasyonun iptal oluyor ve yaptığın ödeme iade edilmiyor.

*Carpuzz otomobilleri max. 5 günlük kiralanabiliyor.

*Rezervasyon değişikliğini kabul edemediğimiz için bize kızmayın.

*En az 5 yıllık B sınıfı ehliyetin varsa, Kendine ait bir kredi kartın varsa, İkametgah adresin Türkiye'de ise ; Sizi Carpuzz’ a bekliyoruz.


Mike Bebek ?

wroten by F1R3


Cem Yılmaz’ın oynadığı tüm reklamlar tavan yapıyor.Adeta dizi film gibi bir daha ki bölümde ne olacak sorusunu aklımızda kurgulamadan edemiyoruz.CY oynadığı reklamların çoğunda senaryo,kurgu ve bazende ortak yönetmen olarak “projeye” katılıyor,sadece oyuncu olarak kalmıyor.2004 yılında Doritos,2006 yılında da Opet reklamlarıyla bizi gülmekten kopartı. Senaryosunu yazdığı ve ortak yönetmen olarak yönettiği GORA ve Hokkabaz filimleriyle de gündemi epeyce meşgul etti.

 



Başlığa dikkat ederseniz “Mike Bebek” “ Cem Yımaz” değil.Burda üzerinde durmadan geçersem içimde ukte kalacak bir yara var.O da Opet’in 1 milyon “ Bebek ” için yaptığı açıklama : “Türkiye de ürettirmek istedik ancak ülkemizde bunu üreticek teknoloji yok”. Referans Gazetesinden Metin Can’ın konu hakkındaki yazısı :




 

Çin fonksiyonel oyuncakta Türkiye'nin 20 yıl ilerisinde... Bu durum Türk oyuncak üreticilerinin 1 milyon adet Mayk bebek siparişini de Çin'e kaptırmalarına neden oldu.Cem Yılmazlı Opet reklamları tekrar gündemde... Reklam, Mayk karakterini canlandıran Cem Yılmaz'ın, Çin'e giderek oyuncak bebek siparişini bu ülkeye vermesi üzerine kurulu. Mayk, Çinli bilgenin kapısını çalarak, bir milyon adet konuşan, hareket eden oyuncak bebek yapmasını istiyor.

Herkesi güldüren reklam diğer taraftan "Bu bebekler neden Türkiye'de değil de Çin'e yaptırılıyor" tepkilerini de üzerine çekti. Ancak tahminlerin aksine bu sorunun cevabı "daha ucuz olduğu için" değil. Türkiye'de konuşan bebek teknolojisinin olmaması 1 milyon Mayk siparişinin Çin'e verilmesine neden olmuş.

Çin fonksiyonel oyuncakta Türkiye'nin 20 yıl ilerisinde. Bugün Türkiye'de elektronik ve fonksiyonel oyuncakları üretecek tesis de yok. Oyuncak Üreticiler Derneği Başkanı Ahmet Alioğlu, "Konuya milliyetçi duygularla yaklaşamayız. Bu bebekleri üretecek teknoloji Türkiye'de yok" diyor. Opet Başkanı Fikret Öztürk de "Bunları Türkiye'de üretmeyi düşündük, ancak bu teknolojinin olmadığını görünce şaşırdık. Sanırım Cem Yılmaz'a da bu durum ilham kaynağı oldu" açıklamasını yapıyor.

"

Ağlancak halimiz var ama gülüp geçiyoruz...


Gerilla Pazarlama Uygulamaları ?

wroten by F1R3


Sitelerde gezerken "Gerilla Pazarlama Uygulamalarıyla" karşılaştım.Gayet hoş ve etkililer,insanların dikkatlerini çekmede sıkıntı yaşamıyacakları aşikar...





















İzinli Pazarlama ?

wroten by F1R3


“Seth Godin” bu adamın kitaplarını okuyup da etkilenmeyen varmı?Her nekadar kitaplarını çevirilerinden okusamda dilindeki ustalık kaybolmuyor.Hızla değişen dünyadaki yenilikleri takip etmedeki öncülüğü onu hep “bir adım” öne çıkartıyor.

Seth Godin’in “Permission Marketin” kitabı ilk olarak 1999 yılında yayınlandığında pek az insan Seth gibi düşünüyordu.Klasik tacizkar pazarlamanın giderek etkisini yitirdiğini artık şirketlere külfetten başka bir getirisi olmadığını söylüyordu.





Permission Marketing ilke olarak bireylerin bu dünyaya “kısıtlı bir zaman dilimine” sahip olarak geldiğini belirtiyor ve az olan zamanımızı gereksiz yere harcamak yerine amaca odaklanarak bizimle “ilişki” kurmaya istekli bireylerin “dikkatini” çekmemiz gerektiğini savunuyor.Zira diğer bütün bireyler verilmek istenen mesaja karşı bir istek bildirimi içinde değiller ve bunlarla uğraşmak zaman kaybından başka bir işe yaramaz.Ve gelecekde tüketiciler kendilerine sunulan mesajları almakda dahada isteksiz hala gelecekler ve şirketler müşterilerle daha iyi dialoğ kurmanın yolunu “Permission Marketing” le sağlamak zorunda kalacaklardır.

Bunun en büyük nedeni “Tacizkar Pazarlama”nın amacındaki ve yöntemlerindeki eksiklikde yatmaktadır.Tacizkar Pazarlama da reklamın ortak paydası tüketicinin dikkatini bölüp başka bir noktaya yönlendirmek.Bunu yaparkende karşısındaki bireyin bu mesajı almak isteyip istememesi önemli değildir.Televizyon,radyo,gazete,dergi,internet gibi kitle iletişim araçlarıyla vermek istedikleri mesajın “erişimini” ve “frekansını” arttırarak amaçlarına ulaşmaya çalışırlar.Aslında bu yaklaşım bundan 15 20 yıl öncesine kadar çok etkili bir yöntemdi.Rekabetin bukadar gelişmediği,seçeneklerin sınırlı olduğu,tüketicinin daha az sorgulayıcı olduğu zamanlarda elinizdeki ürünler  reklam kampanyaları sayesinde sorunsuz satılabiliyordu.

İnternetin iletişim aracı olarak hızla gelişmesi pazarlamayı kolaylaştırmakla birlikde zorlaştırdığıda söylenebilir.Kolaylaştırdı çünkü verilmek istenilen mesaj en basit bir web sitesi sayesinde milyonlarca insana ulaştırılabiliyor ; zorlaştı çünkü sayısı iki milyonu aşan ticari web siteleri arasında sizin mesajınızın dikkat çekme ihtimali her geçen gün azalıyor.Peki bu ikilemi çözmek için ne yapmalı ?

Araştırmalara göre,ortalama bir tüketici günde 3 bin,yılda ise 1 milyondan fazla mesajla karşılaşıyor.Bu rakam benimde ilk duyduğumda inanamadığım kadar etkileyiciydi.Ancak bir süper market gezdiğimizde 10 bin den fazla yada bir saat tv izlediğimizde 40 50 mesajla karşılaştığımızı düşünürsek bu sayı hiçde abartılı değil.Peki tüketici sayısız mesaj bombardımanı içerisinde sizi nasıl algılıyacak ?Reklam kirliliğinin doruğa çıktığı günümüzde bu sorunun cevabının kolayca verilemiyeceği bir gerçek.

Ancak “izinli Pazarlama” bizi klasik kokuşmuş uygulamalardan çıkartarak etrafımızı daha farklı algılama olanağı sağlıyor.Gücümüzü,enerjimizi,kaynaklarımızı daha etkili kullanarak gereksiz işlerle zaman kaybetmemizi önlüyor.Böylece,reklamın reklam olmakdan çıkıp “Markalar Savaşı” haline geldiği günümüzde bizi diğer şirketlerden ayıran en önemli “silah” olmayı hak ediyor.

Peki ne yapmalı sorusunun cevabı “Permissin Marketing –İzinli Pazarlama”.Tacizkar pazarlamanın en büyük sorunu ve başarısızlığı mesajı almak istemeyen bi dolu insana mesajı iletme isteğiydi.Bu nedenle bazı durumlarda “Pazarlama” başlamadan bitebiliyordu.Ancak izinli pazarlamada bu sorunu  “gönüllü tüketicilere” ulaşma çabasıyla çözüyor.Bununla tüketici gönderilen mesajı sakin ve dikkatli bir şekilde algılıyor.Seth Godin izinli pazarlamanın özelliklerini kitabında şöyle sıralıyor :

 

İzinli pazarlama kişiseldir,manalıdır, ve beklenir.

Beklenir:İnsanlar sizden gelecek haberi beklerler.

Kişiseldir:Mesajlar kişiye özeldir.

Manalıdır:Mesajlar kişinin size verdiği bilgilere göre hazırlandığından,kişinin doğrudan ilgi alanına girer.

 

İzinli Pazarlama nın en büyük avantajı olan “gönüllü tüketicilere” ulaşmak için izlenilmesi gereken adımlar ise şöyledir :

1.Adayınızı ilişkiye gönüllü girmesi için bir ödül vaat edin.

2.Adayınız ilgi gösteriyorsa zaman içinde bu ödülün gelişeğini söyleyin / hizmetinizle ilgili detaylı bilgi aktarın.

3.Adayınızın verdiği izni sürdürmek için ödül sistemini pekiştirin.

4.Tüketicinizden daha fazla bilgi almak için ek ödüller önerin.

5.Zaman içinde,tüketicinin verdiği izinle satınalma davranışını kara dönüştürmek için harekete geçin.

 

İzinli Pazarlamada “ödül” motivasyon faktörü olarak kullanılmaktadır.Tüketicilere önerdiğiniz ödüller,avantajlar ne kadar güçlüyse bu süreç sonunda tüketiciyi önce malınızı satın almaya sonrada sadık bir müşteriye dönüştürme şansınız okadar yüksektir.



Farket - ting ?

wroten by F1R3



Takip ettiğim “Marketing Blogları” dışında bazende canım sıkıldığında www.google.de ye girip Marketing yazıp Seiten auf Deutsch  (sadece almanca,almanyadan sayfalar) seçeneğini seçtikden sonra  Enter e basarım.Belkide sevmediğim bölümümün bana kazandırdığı en büyük katkı “Almanca” olmuştu.Bundan dolayı Almanca yazılı sitelerde daha fazla gezerim.Gene böyle bir anda  bu siteyle karşılaştım.Ordaki bir yazı benim dikkatimi “Pazarlama Blogları Alemine” yönlendirdi.Yazının içeriğini ve söylediklerimi duyunca bana hak vereceğinizden eminim.


"Farketing" sitesini hemen hemen pazarlamaya ilgi duyanlar arasında bilmeyeniniz yokdur.Bu sitede öyle çarşaf çarşaf Marketing hikayeleri anlatılmıyor.Bir fikir üzerinde okuyanları düşündürmeyi,düşündürürken de kısa ve öz yaklaşımlarıyla ufkumuzu zenginleştiriyor.Ve yazılan heryazıya diğer bloglarda yazılan yazılardan daha fazla yorum yapılıyor.Bunun nedenini kimi zaman kendime sormadım değil.Ama pek açıklayabildiğimi söyleyemem.Birtarafdan çok şey anlatan ve bazen okumakdan bile sıkıldığım uzunlukda yazılar birtarafda kısa ve öz “mesaj”.


"Nicozorn" adlı sitede,bence gayet ilğinç ve üzerinde düşünülmesi gerekilen şu tespitlere yer veriliyor:


Bir Marketing Makalesi /Yazısı / Nasıl Yazılır ?

1.Kısaca hikayeden bahsedin

2.Kısa kelimeler kullanın

3.Kısa ve anlaşılır cümleler kurun.

4.Klişeleşmiş ifadelerden kaçının

5.Bağlayıcı ifadelere yerverin

6.Konzepten bahsetmek yerine doğru örneklerden bahsedin

7.Kelimelerinizi özenle seçin

 

Farketing'i  diğerlerinden farklı kılan özelliği bunlar olmalı...

 

Capitol ?

wroten by F1R3



Ülkemizde bulunan en güzel ve nezih kapalı alanların başında gelen "Capitol" bu özelliğini "ICSC"(International Council Of Shopping Centers) tarafından verilen " 2006 Merit ödülüyle " tescilledi.


Image Hosted by ImageShack.us


Capitol bu ödülü “ Yenilenen Alışveriş Merkezleri ” dalında aldı.Capitol yeni yüzü ve çehresiyle adından daha fazla söz ettirecek gibi...



Benim fikrim geldi ?

wroten by F1R3


Son zamanlarda “Benim  fikrim geldi” diyen Turkcell reklamı herkesin diline dolanmıştı,tabi benimde.Reklam benim üzerinde derin bir iz bırakmış olmalıki bir konu hakkında birşeyler kurgulamaya başlasam ve aklıma bir fikir gelse içimdeki ses “fikrim geldi” demeden edemiyor.Diyiceksinizki bunun neresinde anormallik zaten insanlar akıllarına bir fikir geldiği zaman doğal olarak “bir fikrim var,aklıma bir fikir geldi” gibi cümleler kurar.Buraya kadar sıradışılık yok.Ancak bu cümleyi kuruş daha doğrusu o cümleyi kurduğumda aklıma gelen “şey” deki farklılık.Yani “benim  fikrim geldi,fikrim var,aklıma şu geldi vs..” cümleler kurduğumda ister istemez aklımın bir tarafı “Turkcell”in reklamına kayıyor.Bu olayı arkadaş çevremde de birebir şahit oldum desem abartmamış olabilirim.Turkcell herzaman sık sık kullandığımız bir cümleyi alıp öyle bir yoğurduki artık hemen hemen hepimiz bu gibi cümleleri Turkcell le özdeşleştirmeden edemiyoruz.Reklam dediğin böyle olmalı,tüketiciyi can evinden vurmalı.Ağzımıza öyle bir yerleştiki adeta bu cümleyi kullanmak için yer arıyoruz aklımızca.İçimizde kalmasın çıkıp bağıralım bari “BENİM  FİKRİM GELDİİİİİİ”


Image Hosted by ImageShack.us


İnternet de “Benim fikrim geldi” diye bir arama yaptığımda 130 bin link/yazı ile karşılaştım.Yazıları şöyle bir incelediğim de tamamına yakını Turkcell in kampanyasından sonra kurulmuş cümleler.Spordan,siyasetten,güncelden bahseden hertürlü insan kullanmış bu “slogan” olan cümleyi.EEE böyle yaratıcı reklama ancak ve ancak şapka çıkarılır.Sizinde bir fikriniz geldiğinde içinize atmak yerine söyleyin.Benim kısaca başkasından duymadan söylediğim bir cümle var.Belki benden öncede söyleyenler olmuştur ama ilk ben kendimden duydum.”Benim fikrim geldi” ile uyuştuğunu düşünerek bende şunu söyleyebilirim “Kendinizi kısıtlamayın”.Eğer herhangi bir zaman aklınıza bir fikir geldiğinde,söylemek istediğiniz bir şeyi söyleyemediğinizde,acaba hayır dermi ne yapsam dediğinizde kısacası hayatın her aşamasında “Kendinizi kısıtlamayın”.Kim bilir belki kaderiniz Turkcell reklamındaki gibi değişir.


« Önceki :: Sonraki »